Trolleri yargılasak mı, yargılamasak mı?

Seçime çok az zaman kaldığı bu süreçte troller ve dezenformasyon konusunda çok öfkeliyiz biliyorum ama acaba iktidarın açtığı yoldan gitmesek mi?

Aslında toplumumuzu en çok etkileyen ve çözüme kavuşması gereken konular sürekli olağanüstü olayların yaşandığı ülkemizde kaba tabirle ‘gümbürtüye gidiyor’. Medya ve iletişim açısından çok kritik olan medya okuryazarlığı meselesi böyle bir olgu.

Özellikle medya ve sosyal ağlar eliyle dezenformasyonun en yoğun olduğu bu dönemde bir de seçim sürecinin başlamasıyla her saat hop oturup hop kalktığımız bir gündem var.

Bu konuyu ele almamım sebebi geçtiğimiz günlerde gözüme takılan bir tweet. Yıllardır sanatçı kişiliğiyle bildiğimiz, karikatürist olarak işlerini ilgiyle takip ettiğim ve pek bir beğendiğim Behiç Ak, hepimiz gibi trollerden ‘yılmış’ bir şekilde şöyle dedi:

Çoğumuz Behiç ağabey gibi bu trollerden çok rahatsız. Ama önce biraz troll meselesini konuşalım istiyorum. Bu tweete geri döneceğiz ama…

Trollük “müessesesi”

Troll kavramı bir çok medya okuryazarlığı eğitimimde “dezenformasyon yayan, amatör ya da profesyonel olarak çalışan, genel olarak iletişim süreçlerini baltalayan manipülatörler ve provokatörler” olarak tanımlıyorum. Troller genelde hayata karşı öfkeli, toplumdan istediğini alamamış, haberleşme ortamlarında kendilerini ifade etme çabası olan, dikkat çekmek isteyen, toplumda var olmak isteyen kanlı canlı insanlardan oluşuyor.

Bir de “profesyonel troller” var. Şirketler, siyasetçiler, siyasi partiler gibi aktörler tarafından kiralanmış veya organize edilen kişi ve gruplar bunlar.

Dijital medya okuryazarlığının çok zayıf olduğunu Türkiye’de sağlıklı bir iletişim ortamı bulunmayınca kamuoyu maalesef küçük gruplar tarafından kolayca manipüle edilebilecek bir kırılganlıkta. Kişi ve kurumların sosyal medyada paylaşımlarına üzerinden çatışma alanı yaratmak için hazırda bekleyen kişiler bu troller. Özellikle siyasi gündemin yoğunlaştığı veya doğal afetlerin yaşandığı zamanlarda dezenformasyonu yayan kişilerin genellikle aynı hesaplar veya troll ağları olduğunu gözlemliyoruz.

Konunun sosyal ve siyasal ayaklarını geçen sene MLSA TV’de Avukat Erselan Aktan moderatörlüğünde Dr. Sarphan Uzunoğlu ile konuşmuştuk. Daha da konuyu uzatmadan ilgili videoyu aşağıya bırakıyorum.



Trolleri ne yapacağız?

Behiç Ak’ın yazının başında gösterdiğim tweeti atmasındaki kaygıyı anlıyorum. Fakat sorunun çözümü trolleri bulup yargılamak değil. Trollüğü suç olarak tanımlamanın sıkıntılı bir bakış açısı olduğunu düşünüyorum.

Cezalandırıcı kamu kurumlarımızın hali ortada. Pozitif bir yükümlülükle hareket edilmemekte ve siyasal saiklerle bir sürü karar alınmakta. Zaten şu anda, iktidar koalisyonu tarafından kendilerince yorumladıkları “trollük” dediğimiz müessesenin bitirilmesi için etkili bir “dezenformasyon yasası” çıkarmış durumdalar. Peki bu troll avcılığı içinde olan kime oluyor? Tabii ki de bağımsız medya çalışanları ve özgürce bilgi, haberleşme hakkını kullanan muhaliflere olan oluyor.

Bu yasaların süreci nasıl daha da kötüye götürdüğünü ve bu yasaların uygulanma biçimlerinin nasıl muhalafete yönelik cadı avına sebep olduğunu, yıllardır konuyla ilgili yazılarımın bir süreç özeti olarak yayımladığım Kamuoyu daha ne kadar yasayla boğulacak? yazımda okuyabilirsiniz.

Kurumsal olarak dezenformasyon ise bambaşka bir durum. Bunlar siber ordular şeklinde örgütlenmekte ve kamu kaynaklarını tüketerek dezenformasyon, asimetrik propaganda ve astroturfing yaparak toplumu kutuplaştırıyor, muhalifleri şeytanlaştırıyor ve sürekli nefret söylemi üretiyorlar.

Konuyla ilgili Kılıçdaroğlu’nun Kazanmasını İstemeyenler yazımda detaya inmiştim. Astroturfing meselesinde bu yazıda biraz değiniyorum. Yakında Malumat üzerinden bu konuda daha da derinleşeceğim.

Tetikçi mi daha önemli azmettirici mi?

Kamu kaynaklarını kendi siyasi ajandalarına uygun şekilde en iğrenç yöntemlerle kullanan ve toplumu yozlaştırarak hareket eden kişi ve kurumların TCK kapsamında işledikleri tüm suçlar araştırılmalıdır, gereken yapılmalıdır elbette. Çünkü burada vergilerimizle toplumu birbirine düşman haline getiren kişi ve siyasal odaklar vardır, bu odakların yaptıkları yanına kâr kalmalıdır. İfade özgürlüğünü zedeleyici, geriletici her adım maalesef ülkemizde defalarca kez bizzat temel hak ve özgürlükleri savunan ve kamu yararına çalışan yurttaşlarımıza yönelik işletildi. Hakaret beğensek de beğenmesek de ifade özgürlüğüdür. Lakin sistematik kara propaganda, nefret söylemi, ayrımcılık içeren her eylemin zaten cezası yasalarımızca bellidir.

Bu problemi çözmek istiyorsak her zaman sorunsuz çalışan “parayı takip etme” yöntemini uygulamak gerekir. Dezenformasyonun ekonomi politiğinin araştırılması kamu kurumlarından beslenen troll ve dezenformasyon ağlarının açığa çıkarılması, kamu kaynaklarının ayrımcılık ve nefret söylemi için kullananlara da dava açılması gerekiyor. İşte tüm bu süreçlerin işletilebilmesi için bu konuları da ajandasına alan siyasetçilere ve bu sorunu araştırıp bilgi ve belgelerle bu troll ağlarını açığa çıkartacak iyi gazeteciliğe ihtiyaç var.

Dezenformasyona karşı en etkili çözüm: Medya Okuryazarlığı

Sistematik olarak yanlış bilgi yaymak, insanlara hakaret etmek, olay ve olguları çarpıtmak bireysel olarak yapılıyorsa ancak çeşitli branşlarda eğitimle düzeltilebilir bir olgu. Yani hızlı bir çözümü yok. Bu durumun bir sonuç olduğunu kabul edip ivedilikle tüm topluma yönelik temel düzey okuryazarlık, medya okuryazarlığı, dijital okuryazarlık eğitimleri ve farkındalık çalışmaları artırılmalıdır. Ancak böylece süreç içinde çürük elmalar ayıklanabilir, geleceğe yönelik toplumda sağlıklı bir haberleşme ve iletişim zemini atılır.

Hemen kısaca şunu da ekleyeyim. Sosyal medya platformları zaman zaman bunları toplu halde engellemeye çalışıyor, mesela Twitter geçtiğimiz yıllarda iktidarla ilişkisi olduğunu düşündüğü binlerce hesabı kapatmıştı. Ancak troll hesapların, dezenformasyonun raporlarla, siyasi manevralarla veya algoritmik müdahalelerle çözülebileceğini düşünmüyorum. Bir hesap kapanıyor, binlercesi açılıyor çünkü.

Konuyu kapatırken size Teyit.Org’da Esra Özgür tarafından kaleme alınmış Yanlış bilgi sorununun çözümü hapis cezası değil eleştirel dijital okuryazarlık başlıklı yazısını okumanızı öneririm. Trollük, sonuç olarak sırtını yanlış bilgi ve dezenformasyona yaslayarak yürütülen bir faaliyet. Yazıda cezalandırma pratiklernin dünyada sorunu çzömekten çok daha büyük sorunlar yarattığı, bilgi edinme ve ifade özgürlüğünü daha da aşındırdığını çeşitli örneklerle analiz edilmiş.

Son olarak, Independent Türkçe’de gazeteci Çağla Üren seçim yaklaştıkça yoğunlaşan “internet trolleri” konusunu Doç. Dr. Erkan SakaDr. Sarphan Uzunoğlu ve İletişimci/yazar Ümit Alan‘ın görüşleri ışığında masaya yatırmış. Bu kapsamlı araştırmayı buraya tıklayarak okuyabilirsiz.


Bu içerik ilk olarak Malumat E-Bülten‘de yayımlanmıştır.

Çalışamalarımı sürdürebilmem için bana Patreon üzerinden destek olabilirsin.
Become a patron at Patreon!